Yapraklar öylesine çeşitlidir ki, botanikçiler biçimlerini ve bitkiye bağlanış yollarını betimlemek için, adeta yeni bir dil uydurmuşlardır. Böylesine çeşitliliğin bir nedeni de, her bitki türünün güneş ışığını kullanmadaki özgünlüğünden kaynaklanır. Sözgelimi, loş bir odada ya da bir yağmur ormanında yaşayan bir bitkinin, yeterince ışık yakalayabilmesi için, yapraklarının çok geniş olması gerekir. Bir tepenin üstünde yaşayan bitkinin ışık sorunu yoktur; ama sert rüzgarlarla karşı karşıyadır. Bu durumdaki bitkiye de, yaşamını sürdürebilmesi için, küçük ama güçlü yapraklar gerekir. Bazı bitkilerin değişik çeşitlerde yapraklan vardır. Bu özellik, yaşamına sualtında başlayan bitkilerde görülür; ancak, bu bitkiler, çiçeklerini su üstünde açarlar. Düğünçiçeğinin sualtındaki yapraklan, suyun zarar vermeden geçip gitmesini sağlayacak biçimde, ince ve tüylüdür; su üstündekilerse
geniş, suyun üstünde yüzmeye uygun, gelişmiş ve düz biçimlidir.
Bitkiler iki değişik yolla ürer, tohumla üremenin yanı sıra, bazen küçük parçalara bölünerek yeni bir bitki oluşturabilirler. “Yaşatkan üreme” adı verilen bu yolla üreyen genç fidecikler, genetik olarak ana bitkinin özelliklerini taşırlar. Ancak, bu olay ana bitkiden az da olsa farklı fidelerin oluşumunu sağlayan tohumla üremeden farklılık gösterir. Yaşatkan üreme, çekici çiçekli ya da lezzetli meyveli bitkinin fidelerinin ana bitkiyle aynı özelliklerde çoğaltılabilmesini sağlaması nedeniyle, bahçıvanlar ve çiftçiler için çok kullanışlıdır. Yeryüzündeki eski bitkilerden bazıları sürekli biçimde ve yalnızca yaşatkan üremeyle çoğaltılmıştır. Bunlar Kaliforniya’daki kreozotlanmış bitki “klon”landır. Her bir klon, kreozotlanmış bir bitkinin yayılarak ürettiği genç bitkilerin birleşmesinden oluşur. Yaşam süreci yaklaşık 10.000 yıl önce başlayan göbekteki ana kreozot bitki, çok öncelerde ölmüştür; ancak canlı kalan klonlan, günümüzde de yaşamaktadır.
Bütün bahçıvanların bildikleri gibi, işlenmemiş, bitkisiz toprak parçası uzun süre boş kalmaz. Birkaç gün içinde, otlar toprak parçasını örterler. Yeryüzünü ısıtarak kısırlaştırsak ve bütün tohumlan öldürsek bile, nasıl olduğu anlaşılmaksızın, toprak yeşermeye ve çimlenmeye başlayacaktır. Bitkiler, tohumlarını dağıtmak için, son derece etkin yollar geliştirmişlerdir. Bazı bitkiler, tohumlarını patlayarak açılan tohum zarflarıyla havada uçuşturup çevreye yayarlar. Bazı bitkilerin tohumlan ya da meyveleri rüzgarla uçurulup ya da akarsularla sürüklenip, çok uzaklara taşınabilir. Tohumların dağıtılmasında, hayvanlar da, üstlerine düşen görevi yerine getirir. Pek çok bitkinin, hayvan postuna takılmasını sağlayan, çengelli meyveleri vardır. Bazı bitki türlerindeyse tohumlar, tatlı ve lezzetli gelişirler. Bu meyveler, hayvanlar ya da kuşlar tarafından yenseler bile, sindirilmeden, üstelik
gübrelenerek dışarı atılır ve orada çimlenirler. Hangi tohumların hayvanlar tarafından taşındıklarını anlamak için, en iyi yol, otlaklarda yürüyüş yapmaktır. Böylece bir yürüyüşten büyük bir olasılıkla pantolonunuza ve giysilerinize yapışan çeşitli bitki türlerinin meyveleri ve tohumlarıyla döneceksiniz.
Aile Otomobilleri
1930 yıllarına gelindiğinde, ABD’de milyonlarca kişi evindeki en değerli eşyasını satarak ya da evini ipotek ederek birer otomobil sahibi olmuştu. Geri kalan ülkelerdeyse ise bir arabanın fiyatı zenginlerin ödeyebileceği tutarlardaydı. Bununla birlikte, fiyatlar yavaş yavaş düşüyor ve gün geçtikçe daha çok aile ilk arabasını satın almaya başlıyordu. Alınan otomobiller Austin “10”, Opel Kadett, Ford ‘Y’ gibi gösterişsiz ve ucuz markalardı, Küçük motorları ve yüksek gövdeleriyle bu otomobiller sahiplerine pek hız olanağı sunmuyorlardı ama, iç hacimlerinin genişliğiyle, hem ana babaya hem de çocuklarına yeterli yer ile bütün yıl boyunca gezi yapma olanağını sağlamaktaydılar.
Bir çiçeğin döllenmesi, tozlaşmadan sonra tohum ve meyve üretiminden önce gerçekleşir. Bir çiçektozu tanesi, aynı türdeki bir çiçeğin dişicik başına konunca çiçektozu borusu üretim için çimlenir. Çiçektozu borusu tohum taslağını döllemek için, dişicik başından boyuncuğun altına doğru büyümeye başlayınca, çiçektozu tanesindeki iki erkek hücreden biri, tohum taslağının içinde, yumurta hücresiyle kaynaşır. Bu kaynaşmış hücre daha sonra embriyo bitkiyi (ya da bitki cücüğünü) oluşturmak için bölünür Embriyo bitkinin çevresinde bir besi deposu (ya da besidoku) oluşturan öbür erkek hücre de, tohum taslağındaki öbür iki hücreyle kaynaşır. Embriyo bitkiye besin deposu koruyucu kabuğuyla (ya da tohum kabuğu) birlikte, tohum adı verilir. Meyve, genellikle yumurtalıktan tohumların çevresindeki koruyucu yapılardan oluşur. Bununla birlikte bazı durumlarda, çiçeğin öbür bölümleri de, hem tohumu hem de yumurtalığı korurlar. Gül bitki meyvesinin (kuşburnu içindeki tohumların) etli dış bölümlerine ‘çiçek tablası’ (çiçeklik) denir. Tohumların dağılmasını genellikle meyve yardımıyla olur. Tatlı, sulu ve parla renkli gül bitkisi meyvelerini yiyen hayvanlar aracılığıyla tohumlar dağıtılır. Bazı bitkileri meyveleri, kuru tohum zarfları (legümenle içindedir. Tohum zarfla açılınca, tohumlar her tarafa saçılır ya da tüy gibi hafif olan ince tüyle rüzgarla taşınır.
