Saatin icadı ve zaman kavramı
Zamanı öğrenmek, insanların toprağı ekip biçmeye başlamalarıyla önem kazandı. Ama zamanı daha doğru belirlemeye yönelik ilk adım, günümüzden 3 000 yıl kadar önce, eski Mısırlı gökbilimcilerin Güneşin gökyüzündeki düzenli hareketinden yararlanarak geliştirdikleri sistemle atıldı. Mısırlıların “gölge saati”, bir tür güneş kadranıydı ve işaretli yerlere düşen gölgenin konumuna göre zamanı gösteriyordu. Zamanı belirlemeyi sağlayan öbür ilkel düzeneklerse, bir mumun düzenli yanışına ya da suyun küçük bir delikten akışına dayanıyordu. İlk mekanik saatler, bir kadran çevresinde bir kolun dönmesini düzenleyen metal bir çubuğun düzenli salınımından yararlanma ilkesine göre çalışırken, daha sonraları ileri geri giden sarkaçlar kullanılmaya başlandı. Eşapman denen bir düzenek, bu düzenli hareketin, kolları ilerleten dişli çarklara iletilmesini sağlıyordu.
Çağdaş otomobillerin güçlü ve elverişli aydınlatma sistemleri sayesinde, günümüzde geceleri otomobil kullanmak çok daha kolay ve güvenliklidir. Oysa ilk otomobillerin aydınlatmaları öylesine zayıftı ki, pek az sürücü karanlıkta yola çıkmaya cesaret edebiliyordu. İlk otomobillerdeki lambalar, at arabalarından. Miras kalan mum ışığı gibiydiler. Sağladıkları sönük, ölgün ışık, yalnızca otomobilin varlığı konusunda öbür sürücüleri uyarmaya yarıyordu. Özel otomobil lambaları çok geçmeden önce gaz ya da asetilen, sonra da elektrik kullanılarak geliştirildilerse de, hala lüks aksesuar arasında yer alıyorlardı. 1930 yıllarına kadar otomobillerin çoğu parlak elektrikli lambadan yoksundu. İlerleyen tarihlerde ise farlar otomobilin vazgeçilmezi olacaktı.
Çiçeklerin büyüleyici biçimleri ve parlak renkleri, milyonlarca yıldır, çok küçük çiçektozu tanelerinin, bir çiçekten öbürüne taşınmasıyla, evrimleşmiştir. Döllenmenin gerçekleşmesi ve tohumun üretilebilmesi için, çiçektozu tanelerinin, başçıklardan, dişicik başlarına taşınması gerekir. Bazı bitkiler kendilerini tozlaştırabilmekte (öz-tozlaşma), pek çoğu da, türlerindeki öbür bitkilerden gelen çiçektozlarıyla (karşılıklı ya da çapraz) tozlaşmaktadır. Çiçektozunun, rüzgar ya da suyla taşınmasıyla da tozlaşma gerçekleşebilir. Ancak, tozlaşmayı sağlayan en önemli aracılar, böceklerdir. Bitkiler, çiçeklerinin parlak renkleriyle ve balözü biçimindeki besinleriyle böcekleri çeker. Başçıklardaki çiçektozları, beslenmek için çiçeğe konan böceğin gövdesine (sırtına ya da başına) yapışır. Böcek söz konusu çiçeğe konunca, dişicik başı, ergin ve çiçektozunu kabul etmeye hazır, uygun durumdadır. Çiçekler çoğunlukla balarıları, yabanarıları, süprüntü sinekleri ve kelebekler tarafından tozlaştırılır. Bazı bitkiler fazlasıyla titizdir, tozlaşmaları yalnızca bazı özel böcek türleriyle yapılabilir. Sözgelimi bazı avizeağacı (yucca) türleri, yalnızca, aynı adı taşıyan küçük bir güve tarafından tozlaştırılır; buna karşılık avizeağacı da güveye barınak ve besin sağlar.
İlk yapay ışık ateşten elde edildi; ama ateş tehlikeliydi ve sağa sola taşınması zordu. Sonra 20.000 yıl kadar önce insanlar, yağların yakılmasıyla ışık elde edilebileceğinin farkına vardılar ve böylece ilk lambalar ortaya çıktı. Bunlar içi oyulmuş taşların içine hayvan yağı doldurulmasıyla yapılan kandillerdi, Bitki liflerinden yapılma liflerin konduğu lambalarsa, İ.Ö. 1000 dolaylarında geliştirildi. Başlangıçta içinden fitilin geçtiği basit bir olukları vardı, sonradan fitil bir memenin içine yerleştirildi. Mumlar günümüzden yaklaşık 2000 yıl önce ortaya çıktı (mum, çevresi balmumuyla ya da donyağıyla sarılmış bir fitilden oluşur, yakılan fitilin alevi balmumunun ya da donyağının bir bölümünü eritir; böylece fitil sürekli yanarak ışık saçar. Bu bakımdan mum, kullanılması daha kolay bir yağ lambasıdır). Yağ lambaları ve mumlar gazyağıyla aydınlatmanın / yaygınlaştığı 19. yüzyıla kadar başlıca yapay ışık kaynakları olmayı sürdürdüler. Elektrikle aydınlatma, çok yakın bir dönemde kullanılmaya başlandı.
1920 yıllarında birçok otomobil sahibi, sırf hızlı araba kullanmanın keyfini sürmek için güçlü yeni “spor” otomobilleri satın almaya başlamıştı. 1920 yıllarının spor arabalarının, büyük motorları ve sürücüye fazladan dönüş hızı verecek aygıtları vardı. Duesenberg J ve Bentley gibi birkaç otomobilin hızı, o dönemde saatte 160 km’yi buluyordu. Bu markaların spor
tipleri, ilk otomobil yanışlarında kullanılmaya başlanmış -yapımcılar araba satışlarında yarışların etkisinin farkındaydı- Alfa Romeo, Bugatti, Bentley, Chevrolet ve Duesenberg markaları, ünlerini yarış alanlarında kazanmışlardı. Yarış kazanmak için geliştirilen teknik yenilikler, hemen normal otomobillere de uygulanıyordu. Bentley’se, piyasaya pek az araba satarken, yarışlarda büyük başarılar kazanmaktaydı.
