Bu çiçeklerde her ne kadar zambak çiçeğindeki aynı temel parçalar bulunsa da, evrim, camgüzeli çiçeklerini farklı yollarla değiştirmiş, böylece iki çiçek birbirinden bütünüyle farklı görünüm kazanmışlardır. Zambak çiçekleriyle karşılaştırılınca, camgüzeli çiçeklerinin çok daha karmaşık ve özel oldukları görülür. Himalaya camgüzeli çiçekleri, bal arıları gibi uzun dilli böcekler tarafından tozlaştırılabilir. Bu çiçekler, konan böceğin ister istemez başçıklardaki çiçektozu tanelerine bulanacak biçimdedir. Bal arıları, çiçeğin gerisindeki keseye bağlı bir mahmuzda üretilen şekerli balözü tarafından çiçeğe çekilir. Balözüne ulaşmak için, an önce taçyapraklardan oluşan bir platforma konmak, oradan çiçeğin içinde sağa doğru tırmanmak ve uzun dilini dışarıya uzatmak zorundadır. Bu durumda, sırtı başçıklara değerek, daha sonra konacağı çiçeğe taşıyacağı çiçektozuna bulanır.
Dolmakalem ve Mürekkebin Ortaya Çıkışı
Günümüzden yaklaşık 7000 yıl önce, Ortadoğu’daki Bereketli Hilal’de tarımın gelişmesiyle, yazılı kayıtlar tutma zorunluluğu ortaya çıktı. Babilliler ve eski Mısırlılar taşların, kemiklerin ve kil tabletlerin üstüne simgeler (çivi yazısı) ve basit resimler (hiyeroglif) kazıyarak yazı yazarlar, bu kayıtlan toprak işleme ve sulama haklarını belirlemek, hasat ürünlerinin dökümünü çıkarmak, vergi tutarlarını belgelemek, hesapları yapmak için tutarlardı. Başlangıçta kullandıkları yazma aracı basit çakmaktaşıyken, daha sonra bunun yerini ucu yontulmuş çubuk aldı. İ.Ö. 1300’e doğru Çinliler ve Mısırlılar, kandillerde yakılan yağdan çıkan isi suyla ve bitki zamklarıyla karıştırma yoluyla hazırlanan mürekkebi buldular. Ardından, aşıboyası gibi toprakta bulunan boyarmaddeleri katma yoluyla, çeşitli renklerde mürekkepler yapmayı öğrendiler. Ortaçağ’da basımcılıkta kullanılmaya uygun yağ türevli mürekkepler geliştirildi ama yazı mürekkebi ve kurşunkalem gibi icatlar, ancak Yeniçağ’da gerçekleştirildi. Dolmakalem ve tükenmez kalem gibi daha yakın dönemlerin yenilikleri, yazı yazarken kalemi sürekli mürekkebe batırma ya da mürekkeple doldurma gereğini ortadan kaldırdı.
Başlangıçta otomobiller zenginlerin oyuncağıydı Ama Detroitli bir çiftçi çocuğu olan Henry Ford’un düşü, daha ilk gençlik yıllarından başlayarak, “Çok sayıda otomobil yapmak ve fazla para kazanamayanların bile otomobil satın alabilmesini sağlamaktı.” Sonunda düşünü gerçekleştirip ilk “T” Modeli otomobili ürettiğinde, sözcüğün gerçek anlamıyla bir devrim yapmıştı. T Modeli, bir at ile hafif bir taşıta parası yeten herkesin otomobil satın alabilmesi anlamına gelmekteydi. 1908’de ABD’de 200 000’den az kişinin otomobili varken, 5 yıl sonra, yalnızca T Modeli’ni satın almış kişilerin sayısı 250 000’i bulmuştu. 1930 yıllarına gelindiğinde de, 15 milyon T Modeli satılmıştı. Ford’un başarısının gizi, “zincirleme üretim”deydi. Çok sayıda otomobil yapmak için büyük insan ekiplerini sistemli biçimde çalıştırmakla Ford, otomobilini çok ucuza satmayı başarıyordu. Gerçekten de, otomobiller ucuzlaştıkça Ford’un sattığı otomobil sayısı artmaktaydı.
Çiçekler, evrim süreçleri bakımından, olağanüstü farklılıklar gösterirler. Doğa, çiçeklerin akıl almaz biçim ve renklerde üremelerini sağlarken, bu çeşitliliğe ek olarak, insanlar da doğadakilerden daha parlak ve tuhaf çiçekler yetiştirmektedirler. Ama bu aldatıcı biçimlerin ve boyutları ardında, ortak bir yapı vardır. Tohum üretiminde, yapıları aynı olan çiçekler kullanılır. Mesela zambak çiçekleri basit yapılıdırlar - çiçeği incelemek için bölümlerini birbirinden ayırmak gerekir. Zambak gibi, bütün çiçekler de üç öbekte incelenebilir. Erkek bölümler Tepecik (stamenler) çiçektozunu üretir: bitki geliştikten sonra, dişi bölümler (meyveyapraklar) tohum haline gelecek yumurtalıkları oluşturur; erkek ve dişi parçaları çevreleyen taçyapraklar ve çanakyapraklar da, böcekleri çekerler. Zambak çiçeğinde olduğu gibi birbirlerine benzeyen taçyapraklara ve çanakyapraklara, “çiçek örtüsü bölümleri” (tepal) denir.
Çiçeği taşıyan dalcığa çiçek sapı denir; bunun genişleyerek çiçek tablasını oluşturan uç kısmının dibinde genellikle bir bürgü bulunur. Çiçekler, bitkilerin üzerinde türlere göre, değişik biçimlerde yer alır. Buna çiçek durumu denir.
Tam bir çiçekte, her birikendi arasında benzer parçalardan oluşan dört kısım vardır: çanak, taç, erkek organlar ve dişi organ. Çanağın parçaları genellikle yeşildir ve her birine çanak yaprak denir; tacın parçaları genellikle renklidir ve her biri taçyaprak adını alır; bu ikisine birden çiçek örtüsü denir. Erkek organların her biri bir ipçik ile bir başçık’tan oluşur, içinde yumurtalık ve yumurtacıklar bulunur.
Çiçekte bazı parçalar bulunmayabilir; dıştaki iki halkadan (çanak, taç) biri bulunmazsa böyle çiçekler tekçanaklı yada taçsız çiçek denir; çiçekörtüsü(çanak, taç) tümüyle bulunmayabilir; Böyle çiçeklere de çiçekörtüsüz ya da çıplak denir. Bazı çiçeklerde çanakyaprakla taçyaprak bir olur (çanaktaçyaprak). Erkek organ yada dişi organ bulunmazsa böyle çiçeklere bireşeyli (erkek ya da dişi) çiçek denir. Erkek ve dişi çiçekler aynı bitki üzerinde olursa çiçekler birevcikli (kabak), ayrı bitkiler üzerinde olursa ikievcikli sayılır(hurma, kenevir, vb.). Bazen aynı çiçekte iki ya da daha birçok sıra çanak ya da taçyaprak bulunur. Ama genellikle erkek organlar çok sıralı olur. Zambakgillerde, turnagagasıgillerde, vb. iki sıra; güllerde, defnegillerde, vb. iki sıradan fazla.
Çiçeğin çeşitli parçaları ayrı ve serbest olabileceği gibi (ayrı çanakyaprak, ayrı taçyaprak), tersine, aynı halka üzerinde birbirleriyle bitişmiş de olabilirler. (bitişik çanakyaprak, bitişik taçyaprak). Kimisinde çanak taçla birleşir, kimisinde çanak ve taç erkekorganlarla birleşir, kimisinde üçü birden dişi organla birleşir. Yumurtalık serbest olursa ona üstdurumlu, öbür kısımlara bitişik olursa altdurumlu diye nitelenir.
Çiçeğin bütün halkaları düzgün ve çiçek eksenine göre bakışımlıysa çiçek ışınsı ve düzgün olarak nitelenir; yalnız dikey düzleme göre bakışımlıysa düzensiz ya da birbakışımlı sayılır. Bı özellikler her türe özgü bir diyagram üzerinde açıkça gösterilebilir. Çiçeğin bu çeşitli organlarına balözü salgı bezlerini de eklemek gerekir. Bunlar da çiçeklikten ya da çiçeğin parçalarından doğar ve böylece tümü birden çiçeği meydana getirir.
Sevgili ziyaretçiler yoğun ilginizden dolayı teşekkür ederim sizlerin istekleri doğrultusunda sayfayı zaman zaman güncellemekteyim fakat malumunuz yoğunluktan dolayı pek ilgilenme şansımızda olmuyor. Umarım son eklediğimiz bilgiler sizler için faydalı olmuştur.
Ağırlık ve ölçülere ilişkin ilk sistemler eski Mısır ve Babil’de geliştirildi. Bunlar tarım ürünlerini tartmak, ekili arazileri ölçmek ve ticaret işlemlerini standartlaştırmak için gerekliydi. İ.Ö. 3500 dolaylarında teraziyi icat eden Mısırlıların standart tartı ağırlıkları, ayrıca cubit denen, yaklaşık 52 cm’ye eşit bir uzunluk ölçme birimleri vardı. Babil hükümdarı Hammurabi’nin İ.Ö. 1792-1750 arasındaki buyruklarını içeren “Hammurabi Yasaları” adlı belgede de, standart tartılardan, farklı ağırlık ve uzunluk birimlerinden söz edilmekteydi. Eski Yunanlılar ve Romalılar dönemlerine gelindiğinde, teraziler, ölçekler ve cetveller günlük yaşamın birer parçası haline gelmişti. Günümüzün ağırlık ve ölçü sistemlerinden İngiliz birimleri (ayak, libre) 1300’lerde, dünyanın büyük bölümünde benimsenen metrik sistemin birimleriyse (metre, gram) 1 790’larda oluşturuldu.
